Ana içeriğe atla

HAYAL PERDESİNE SELAM : HUGO

Martin Scorsesse, 2011, ABD

Bir hayale aldanmayacak kadar çok gerçek şeyler yaşamışlardı

    Filmin zamanla olan ilişkisi ve fantastik dünyasını çok beğendim. Saatlerin işleyişi, çarklar, küçük ayrıntılara kadar bir saat mekanizmasının içinde yer alan onca detay ve insan bedeninin de bir zaman parçası olduğu savı gerçekten çarpıcıydı. İnsanın zamanı anlamak için bunca detaylı işlere kalkışması hele..Üstelik zamanı ve filmin genel atmosferi olan fantastik imgeleri dayandırdığı George Melies'in Aya Seyahat filmi de Hugo'nun kendi tarzı açısından iyi bir seçim. Fantastik bir film yaparken, fantastik sinemanın kurucusu Melies'i anmamak, ona işaret etmemek olmzadı. Burada yönetmen Scorsesse'nin yaptığı bir selam göndermekten öte, bir saygı duruşudur.
    Aynı zamanda savaşın, insanların hayal dünyasını nasıl tahrip ettiğini de mesaj olarak vermiş. "Bir hayale aldanmayacak kadar çok gerçek şeyler yaşamışlardı."diyor.
Hugo filminin efektleri de zamanın tozu, kiri ve pasını yansıtır şekildeydi.
Afişte yer alan zamanın sayacına tutunma imgesi de benim için çok zengin.

Yönetmenin İzlediğim Filmleri:
Hugo (2011)


ali reza dürü

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DUVARA KARŞI, FATİH AKIN, 2005

EMEK EREZ Duvara Karşı: Kimlik, Göç ve Kadın Giriş                         Fatih Akın’ın ustalık dönemi eseri olarak tanımlanan 2004 yapımı “Duvara Karşı” filmi Almanya’ya göç etmiş birinci kuşak ailelerin çocuklarının yaşadıkları kimlik bunalımını yansıtan bir filmdir. Yapım, daha önceki dönemlerde yapılan göçmen filmlerinin aksine “marjinal” olarak adlandırabileceğimiz karakterler üzerinden göçmen kimliğinin melezleşmesine ve yaşanan gerilimli çelişkiye işaret ediyor. Film,  Almanya’ya göç etmiş birinci kuşak ailenin psikolojik sorunları olan kızı Sibel’in hem ailesiyle yaşadığı kuşak çatışmasından kurtulmak hem de kendi bireysel özgürlüğüne kavuşmak amacıyla, rehabilitasyon merkezinde karşılaştığı Cahit’le yaptığı kurgusal bir evlilikle başlıyor. Eşinin ölümünden sonra yaşamayı bırakmış, bütün kimliklerini ‘reddeden’ Cahit ile Sibel’in evlilik oyunu ...

NEDEN TARKOVSKİ OLAMIYORUM - Ali Rıza Duru

Ali Rıza Duru       Biraz geç izlemiş olduğum ama yayınlandığı günden beri aklımın seyir defterinde not etmiş olduğum film üzerine bir kaç şey söylemekte yarar var.      Filmin seçtiği Bahadır karakterinin sosyal ve kültürel kodlarının incelenmesi çok önemli görünüyor. Bahadır, göçle İstanbul'a gelmiş, üniversite okumuş, inşaat işiyle uğraşan babasından ve ev hanımı annesinden zihinsel olarak kopmuş ve toplumsal normların dönüştüğü 90lardan sonra yeni kuşağın içinde boğulduğu çatışmaların tam ortasına düşmüştür. Abisi de kendisi gibi sanatla ilgidir, yok olmaya yüz tutan Haydar Paşa Tren Garı'nın fotoğraflarını çekerek hayata tutunmaya çalışır.  Abisinin Haydar Paşa'ya olan tutunma biçimi aslında onların yaşam içindeki pozisyonuna dair çok şey anlatmaktadır. Haydarpaşa Garı'nın bir devri temsil etmesi ve şimdi onun toplumsal bellekteki simgesinin bir dönüşüm sürecinden geçmesi aslında Bahadır ve abisinin Türkiye sosyal, kültürel dönüşü...

9, ÜMİT ÜNAL, 2002

    ÖNYARGILARIN EGO'YLA DÜELLOSU      Ümit Ünal'ın yaklaşık 10 yılda bitirebildiği üçlemenin ilk filmi olan "9" Türkiye sineması açısından çok değerli bir film. Üçlemenin diğer filmleri olan "Ara" ve "Nar" gibi "9" da neredeyse tamamen tek mekanda geçiyor. Sadece sorgu aralarında Firuz'un kamerasıyla çekilmiş mahalle ve Kirpi'nin fotoğrafları giriyor. Ama o görüntüler de rastgele değiller, filmin çözüm noktasında çok önemli role sahipler.      "9", 6 kişiyi ilgilendiren bir cinayetin karakoldaki sorgu odasında mahalle sakinlerinin ifadelerinin alınışını ve bunu yaparken mahallenin bütün tarihini, oradan hareketle bir Türkiye panaromasını, insanlar arasındaki gizli kalmış gerçekleri, saklanmış cinsel kimlikleri, gençlik yıllarında kalmış gizli romantik süreçleri, dini inançları, yabancılık kavramını, ,ideolojiyi ve inançsızlığı sorguluyor. Filmdeki karakterler birbirilerini sorguladıkça bütün bu kavramlar ...