Ana içeriğe atla

Kayıtlar

edebi filmler etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

STILL ALICE - “YİTİRME SANATINDA USTALAŞMAK” - Ali Rıza Duru

Ali Rıza Duru “YİTİRME SANATINDA   USTALAŞMAK” Vizyona giren Beni Unutma (Still Alice) filmiyle birlikte unutmak, hafıza kaybı, hatırlamak gibi hayatın temel bazı kavramlarını tekrar sorgulama ihtiyacı doğdu. Bu yazıda Beni Unutma filmi üzerinden bu konuyu tartışmaya ve hatırlamak veya unutmak kavramlarını sorgulamaya çalışacağım. İnsan hafızasının bilgi depolama kapasitesi hiçbir zaman dolmadı. Herkes kendi hayatının malzemesini hafızasında taşıyor. İnsanın kendine ait bütün anlamları, tanımlamaları, anıları, özellikleri, planları, düşleri, düşüşleri ve düşünceleri hafızasında saklı duruyor. Hafızanın yok olması durumunda kişi eskisi gibi kendisi olmayacaktır. Kişilerin hafızası toplumun da hafızasını belirler. Toplumsal bellekte yer alan katliamlar, sürgünler, darbeler, işkenceler hiçbir zaman unutulmadı. Peki unutulursa? Bir sabah kalkınca geriye dönük hiçbir bilgiye sahip olmadığımızı görürsek ne olur? Geçmiş yaşantılara dayanarak gelecek kurgulandığı içi...

KAN BAĞLAR / BLOOD TIES: AVRUPADA ÇÖKEN AİLE SİSTEMİNE ÖZLEM - Ali Rıza Duru

Blood Ties/ Kan Bağları, Guillaume Canet, 2013 Ali Rıza Duru Beyazperde.com tarafından 26 Mayıs 2014 günü Ortaköy Feriye Sineması'nda düzenlenen ön gösterim sayesinde Kan Bağları ( Blood Ties) filmini izleyip bloggerlarla paylaşma fırsatı bulduk. Edebifilmler adına katıldığımız bu ön gösterimle birlikte yeni bloggerlarla konuşma ve değerlendirme yapmak önemliydi. Karışık Bir Aile Profili Filmin geçen sene Cannes Film Festivali programında gösterilmiş olması bizim açımızdan ayrıca bir öneme sahip. Bunun yanında oyuncu kadrosu ve hikayesiyle de yeterince ilgi uyandırmıştı. Filmde polis olan Frank (Billy Crudup) ve abisi Chris (Clive Owen) arasındaki kökleri geçmişe dayanan kardeşlik hikayesinin geldiği nokta anlatılıyor. Annesiz büyüyen bu iki kardeşin orta yaşlara geldiklerinde yolları tamamen ayrılmış ve hayat onları birbirilerinin karşı pozisyonlarında konumlandırmıştır. Frank polis olmuş, abisi Chris ise cinayetten 12 yıl hapis y...

NEDİR BU EDEBİ FİLMLER ? - Ali Rıza DÜRÜ

Uzun zamandır bir çok kişiden edebifilmlerin kapsamı konusunda mesaj alıyorum, sorular soruluyor. Bu anlamda ilk elden kabaca bir liste yayınlamayı uygun buldum. Aşağıdaki filmler 1990 sonrası Türkiye sinemasında görülen ve edebifilmler kapsamında gördüğüm filmleri içeriyor. Halen kapsamlı bir değerlendirmem devam etmekte olduğu için şimdilik listenin küçük bir kısmını paylaşıyorum. Ve bu listenin içinde dünya sineması bulunmamaktadır. Listeyi inceledikten sonra sizlerin eklemek istediği Türkiye veya dünya sinemasından filmleri bana yazabilirsiniz.Bu anlamda aşağıdaki listenin tartışılmasını önemli buluyorum. Nuri Bilge Ceylan (Kasaba, İklimler, Üç Maymun, Bir Zamanlar Anadolu'da) Reha Erdem (Beş Vakit, Hayat Var, Kosmos,  Jin, Şarkı Söyleyen Kadınlar) Derviş Zaim (Cenneti Beklerken) Özcan Alper (Sonbahar, Gelecek Uzun Sürer) Pelin Esmer (11'e 10 Kala, Gözetleme Kulesi) Zeynel Doğan, Orhan Eskiköy (Babamın Sesi) Ali Aydın (Küf) Onur Ünlü ( Sen Aydınla...

RÜZGARLAR: SESLERİ GÖRMEK - Ali Rıza Duru

Rüzgarlar, Selim Evci, 2012 11'e 10 Kala ve Babamın Sesi filmlerinden gördüğümüz sesleri kaydetmek teması Rüzgarlar'da bir defa daha karşımıza çıkıyor. Biçimsel olarak güzel parantezler açan bu tekniği anlaşılan sinemada daha da göreceğiz. Gökçeada'ya ses toplamak için giden Murat adanın dinginliği, sessizliği, telaşsızlığı, zamanın başka bir formunu görür ve kendini adaya ait hissetmeye başlar. Sesleri kaydetmeye başladıkça adanın tarihine de tanıklık etmeye başlar. Geçmişten gelen ses kayıtlarının tarihi ortaya çıkarması izleyici için yeni bir durum değil tabi ama dedim ya biçimsel açıdan zengin bir teknik. Madam Styliani ile tanışıklığı da ses kayıtları esnasında olur ve Madam Styliani Murat'a bütün bir ada tarihini anlatmaya başlar. Kayıtlarda muhafaza edilecek olan bu kayıtlar çok sonradan da filmin süreçlerini belirleyecektir. Madam Styliani öldükten sonra adaya gelen torunu Eleni de aslında yıllardır uğramadığı adanın bambaşka bir yönünü görmüş o...

ONUR SAVAŞI: MODERN AVRUPADA CADI AVI - Ali Rıza Duru

       Orjinal adı Avlanma olan filmin türkçe çevirisi filmin içeriğini çok iyi karşılamasa da nispeten uygun sayılabilir. Danimaka'nın küçük bir kasabasındaki çok samimi bir grup arkadaşın yaşamına bir anda yapılan keskin müdahale ile her şey aniden değişir. Film aslında toplumsal linç kültürüne dair önemli atıflarda bulunuyor. Filmden referanslarla konunun üzerinde biraz durmakta yarar var.          Çocuk kreşinde eğitmen olarak çalışan Lucas çocukları çok seven ve onlarla güzel zaman geçiren bir eğitmendir. Yakın arkadaşı Theo'nun kızı Klara da bu kreşteki çocuklardan biridir. Lucas'ın Klara'yla yakından ilgilenmesi Klara'da yetişkinlere duyulan aşk türünden bir duyguya dönüşür. Klara ailesindeki sorunlardan dolayı yakın ilgi gördüğü öğretmenine aşık olur ve onunla zaman geçirmeyi çok sever. Bir gün Lucas'ı dudağından öpen Klara, Lucas tarafından uyarılır ve sadece annesi ve babasını dudağından öpmesi gerektiğini söyler. Bu durumd...

DEVİR: GELENEK, DİYALEKTİK VE BARBARLIK - Ali Rıza Duru

Devir, Derviş Zaim, 2013 Ali Rıza Duru       Derviş Zaim sinemasını yıllardır takip ediyorum. Bütün filmlerini izledim, ama Cenneti Beklerken filmiyle içimdeki zirveye yerleşmişti. Daha sonra Nokta ve Gölgeler ve Suretler filmleriyle bu süreç devam etti. Özellikle Cenneti Beklerken filmiyle çıktığı geleneksel alanlar yolculuğuyla iyi bir yere yerleşti. Sinemamız açısından önemli bir yönetmen.        Devir filmiyle bambaşka bir alana yöneldiğini görüyorum. Oyunculuk, hikaye, kamera kullanımı gibi bir çok alanda büyük bir farklılık barındırıyor Devir. Tamamı amatör oyunculardan seçilmiş bir castla çıkıyor karşımıza. Kamera kullanımında ise tıpkı Nokta filminde kullandığı gibi aktuel bir kamera kullanımı göze çarpıyor. Kurmaca belgesel denilebilecek tarza yakın bir film olmuş aynı zamanda. Konu seçiminde köklü bir değişiklik yok. Yine geleneksel bir alan seçilmiş ama gerçekçi anlatım dili seçiminden ötürü sinema filmi kıvamından...

ZERRE : VAROLUŞ SAHNESİNDE GÜÇLÜ BİR PARTİKÜL - Ali Rıza Duru

Zerre, Erdem Tepegöz, 2012 Ali Rıza Duru       Yönetmenin ilk filmi olmasına rağmen çok önemli bir çalışma gerçekleştirdiğini teslim etmek lazım. Uzun zamandır sinemamızda bu denli gerçekçi bir anlatım dilini ustalıkla kurmaca diliyle birleştiren bir çalışma görmeyi özlemiştim. Oyuncu seçimleriyle mekan ve hikaye arasındaki örtüşme bile filmin önemli bir yere koyulması gerektiğini doğruluyor. Başrol oyunculuğunun estetik algılarını dahi kıran, bu noktadaki tutumları sarsan bir çalışma. Benzerini Gitmek: Benim Marlon ve Brandom (Hüseyin Karabey) filminde gördüğüm ve Karabey'in de bir röportajında belirttiği günlük hayatta karşılaştığımız yüzlerin sinemaya giresi gerekliliğini örnekleyen bir film Zerre. Başrol oyuncularının her zaman estetik algılara itap eden karakterler olmayabileceği gerçeği Zerre'yle bir kez daha önemini ifade etmiş oluyor.       Film, Zeynep'in çalıştığı atölyeden kovulmasıyla başlayıp sonra iş arama süreçleri, bulduğu işl...

KESİŞEN HAYATLAR: SAVAŞ SONRASI KESİŞMELER - Ali Rıza Duru

Kesişen Hayatlar, Srdan GOLUBOVİÇ, 2013 "Belki de en iyi unutma biçimi geçmişi zihnimizde canlı tutmaktır. " Festivallerden ödüllerle dönen film, şematik olarak klasik bir şablon üzerine oturtulmuş olmakla beraber oyunculuk ve yönetim anlamında farklılık göstererek özgün bir yer edinmeyi başarıyor.  Bosna savaşında yaşanan bir ölüm ve sonrasında o ölüme bağlı olarak gerçekleşen olaylar zinciri konu edinmiş. Savaş sonrası değişen hayatların rutin gidişatı hiçbir zaman savaştan tam olarak bağımsız bir yere ulaşmaz ve karakterlerin vicdanında her zaman hatırlanan bir yaşantı olarak yerini korur. Her ne kadar savaş sonrası herkes ayrı ülkelere, mekanlara ve zamanlara savrulmuşsa da geçmişin travması onları rahat bırakmaz. Her yaşantıda, karakterde onları yaşanan o derin sarsıntıya yeniden götüren bir anımsatma vardır. Belki de en iyi unutma biçimi geçmişi zihnimizde canlı tutmaktır. Aksi taktirde bastırılan hatıralar daha büyük şekillerde karşımıza çıkarak dah...

9, ÜMİT ÜNAL, 2002

    ÖNYARGILARIN EGO'YLA DÜELLOSU      Ümit Ünal'ın yaklaşık 10 yılda bitirebildiği üçlemenin ilk filmi olan "9" Türkiye sineması açısından çok değerli bir film. Üçlemenin diğer filmleri olan "Ara" ve "Nar" gibi "9" da neredeyse tamamen tek mekanda geçiyor. Sadece sorgu aralarında Firuz'un kamerasıyla çekilmiş mahalle ve Kirpi'nin fotoğrafları giriyor. Ama o görüntüler de rastgele değiller, filmin çözüm noktasında çok önemli role sahipler.      "9", 6 kişiyi ilgilendiren bir cinayetin karakoldaki sorgu odasında mahalle sakinlerinin ifadelerinin alınışını ve bunu yaparken mahallenin bütün tarihini, oradan hareketle bir Türkiye panaromasını, insanlar arasındaki gizli kalmış gerçekleri, saklanmış cinsel kimlikleri, gençlik yıllarında kalmış gizli romantik süreçleri, dini inançları, yabancılık kavramını, ,ideolojiyi ve inançsızlığı sorguluyor. Filmdeki karakterler birbirilerini sorguladıkça bütün bu kavramlar ...

ÇIPLAK (NAKED), MİKE LEIGH, 1993

LONDRA SOKAKLARINDA DOLANAN FİLOZOF     Ömrümüzden Bir Sene filmiyle tanıdığım yönetmenin bu izlediğim ikinci filmi. Ömrümüzden Bir Sene filminde diyalog ağırlıklı ve karakter psikolojisine yönelen bir gidişat vardı. Filmde konuşmalardan ibaretti hatta. Ama görüyorum ki bu M.Leigh'in genel tarzı. Çünkü 1993 yılında çektiği Naked filminde de aslına bakarsanız sadece diyaloglar var. Alt metinde değersizleşme, yozlaşma, samimiyetsizlik, aidiyet gibi kavramları sorguluyor.      Johnny bir Dostoyevski romanından çıkmış gibi. Hiçbir yere ait değil, kimseye ait değil, yanında bir çantası var ve geceleri sokaklarda oturup kitap okuyor, sigarası elinden düşmüyor, tanımadığı kadınların evlerine gidiyor ve çoğunlukla geceyi beraber geçiriyorlar, bazen kitap çalıyor. En belirgin özelliği belki de konuşmayı çok sevmesi. Bitmez tükenmez bir enerjiyle konuşuyor, varlığını sorguluyor, insanları düşünmeye sevk ediyor, onlara daha önce hiç düşünmedikleri kendi var...

ŞATO (DAS SCHLOSS), MİCHAEL HANEKE, 1997

                             ORGANİZASYONUN OLAĞAN SOĞUKLUĞU     Haneke'nin rahatsız edici konuları önümüze sermesine alışığız. Her filminde kendi deyimiyle "Duygusal Buzlaşma" yaşayan karakterlerle bizi tanıştıran yönetmen bu defa bir Kafka uyarlamasıyla karşımıza çıkıyor. İlk defa bir Kafka uyarlaması izlemiş oldum böylece. (Bir de Orson Welles'in Dava uyarlamasını izlemek lazım) Daha önce izlediğim Kurdun Günü, Ölümcül Oyunlar, Saklı, Beyaz Bant filmlerinde hep huzursuz olmuş ve karakterlerin soğuk ve mesafeli davranışlarının karşısında kime kızacağımı bilemeden koltuğuma gömülmüştüm. Özellikle de Ölümcül Oyunlar'da şiddetin bir oyun gibi algılanmasının yarattığı korkunç huzursuzluğu unutmak zor.        Bay K.'nın kadastrocu olarak geldiği kasabada karşılaştığı bürokratik sorunları anlatan  Şato'da durum biraz daha farklı. Özellikle de şiddet temasına al...

İÇİMDEKİ YANGIN (INCENDIES), DENİS VILLENEUVE, 2010

BİR ARTI BİR KAÇ EDER?    Lünban savaşından Kanada'ya kadar uzanan geniş bir zamanı ve mekanı kapsayan bu film aynı zamanda bir aile dramı.     'Şarkı Söyleyen Kadın' lakabıyla da bilinen Nawal Marwan'ın ölümüyle başlayan film aslında ölümün film için bir başlangıç olduğunu, o ölümün arkasında yaşanmış ağırlığınca hatıra olduğunu da göstermiş oluyor. Lübnan'daki Hristiyan ve Müslümanlar arasında geçen savaşta her şey yok olup giderken, hayatta kalabilen insanların ise zihinsel kirlenmelere maruz kaldıkları, ölüm, göç, tecavüz, bilinç kaybı, adanmışlık ve hırs gibi süreçlerden geçtikleri görülüyor. Savaş her halükarda insanları önemli seçimler yapmaya itiyor. Nawal Marwan'ın daha doğumda elinden alınan oğlunu yıllar sonra aramaya başlaması onun hayatındaki önemli bir seçimi oluşturuyor. Çünkü bu seçimle beraber savaşın içindeki rolü ve aile yaşamı tamamen değişiyor. Karşı çıktığı savaşın bir parçası olmaya başlıyor. Sevdiği adam öldürülüyor, çocuk ...

SABAHATTİN ALİ'NİN DEVLERİ

DEVLERİN ÖLÜMÜ, İRFAN TÖZÜM, 1991 Tarık Akan ve Hümeyra'nın başrollerini paylaştığı bu film 1990'lı yılların başında üç ayrı kadın hikayesine odaklanıyor. Hümeyra'nın oldukça doğal oynadığı film Sabahattin Ali'nin Çilli, Hanende Melek ve Yeni Dünya adlı üç öyküsüne hayat veriliyor. ali reza dürü

Birkaç Psikodrama Filmi

http://www.e-hayalet.net/  sitesinden alıntılanmıştır. 1. Mavi Kadife Kategori:  Psikodrama Jeffrey Beaumont (Kyle MacLachlan) babasının neredeyse ölümcül bir felç geçirmesinden sonra kolejden evine döner. Hastaneden evine doğru yol aldığı sırada boş bir arazide içinde kesik bir kulak bulunan kâğıt bir çanta bulur. 10.0 ( 1 ) 2. Tiksinti Kategori:  Psikodrama Bir güzellik salonunda çalışan Carole, oldukça içine kapanık genç bir kadındır. Bastırılmış cinselliğin çoğu zaman erkek düşmanlığı ve cinsiyetsizlik noktasına vardığı Carole'da ciddi iletişim sorunları mevcuttur. 10.0 ( 1 ) 3. İhtiras Tramvayı Kategori:  Psikodrama Tennessee Williams'ın oyunundan uyarlanan film, Brando dışındaki üç oyuncuya Oscar kazandırmış, 7 dalda da bu ödüle aday olmuştu. 10.0 ( 1 ) 4. Taksi Şoförü Kategori:  Psikodrama Taksi şöförü olarak çalışmakta olan Travis yaşadığı sıkın...